15 Temmuz 2015 Çarşamba
bolu kiralık evler ve mahşer bilgileri67
bolu kiralık evler ve mahşer bilgileri67 sizlere en güzel yazıları yazan bolu kiralık evler diyorki deste iskambil kâğıdı gibi gözünün önünden geçti. Pek çok köpej^sayılan destedeki kartlar kadar değildi, ama yine de çoktu. Biri^sahip olmak güzel bir duyguydu. Bildiği kadarıyla Kojak, Bouk tek köpekti. Glen’e baktı ve gözlerini hemen kaçırdı. Aynı anda okuyan yaşlı ve kel sosyologların bile ağlarken görülmek istemeye^ tahmin ediyordu.“Uslu köpek,” diye tekrarladı ve Kojak, ona katılıyormuşçasma^ ruğunu verandanın ahşap zeminine pat pat vurdu.“Bir dakikalığına içeri gidiyorum,” dedi Glen boğuk bir sesle, “gj yoyu kullanmam gerek.”dedi Stu başım kaldırmadan. “Aferin Kojak. Sen çokal İl bir köpeksin değil mi? Evet, öylesin.”Kojak kuyruğunu hızla sallıyordu.“Yat da görelim. Ölü taklidi yap hadi. Yuvarlan.”
Kojak uysalca yatarak patilerini havaya kaldırdı. Elini DickEll yapıştırdığı bandajlar üzerinde gezdiren Stu’nun yüzünde endi^el fade belirdi. Bandajların altında şüphesiz iltihaplanmış, daha deri ekleri olan kızarık, kabarık yaralara baktı. Bir şeyin ona saldırdığ akkaktı. Ve saldıran, bir başka başıboş köpek değildi. Köpek ols ine, boynuna saldırırdı. Kojak’a saldıran, bir köpekten daha aşağı tha sinsi. Belki bir kurt sürüsü. Ama Stu. Kojak’ın bir sürüden »ileceğini pek sanmıyordu. Her neyse, bağırsakları yerinden diği için şanslıydı.
Tel kapı çarptı ve Glen verandaya döndü.
“Ona saldıran her neyse, hayati organlarını parçalamasına tnş,” dedi Stı
“Veya çakallar... ama daha çok kurtlar olduğunu düşünüyordu ve ben de aynı fikirdeyim.”
Stu, Kojak’m bacağım okşayınca köpek uysalca dönüp tekrar karnının üstüne yattı. “Nasıl oluyor da bütün köpekler ölüp geriye böyle iyi bir köpeğe saldıracak kadar çok kurt kalıyor?”
“Herhalde bu sorunun cevabını asla öğrenemeyeceğiz” dedi Glen. “Tıpkı salgının neden ineklere dokunmayıp atlan öldürdüğü veya nüfusun neredeyse tamamını yok edip neden bizi geride bıraktığı gibi. Bunun üzerinde düşünmeyeceğim bile. Bolca mama ve et bulup onu besleyeceğim.”
“Tamam,” dedi Stu gözlerini yummuş olan Kojak’a bakarak. “Fena hırpalanmış, ama çok şükür kalıcı bir hasar yok gibi. Sırtüstü yattığında dikkat ettim.”
“Ilık bir cin tonik ister misin Doğu Teksas?”
“Hayatta olmaz. Üniversite mezunu olmayabilirim ama barbar da değilim. Biran var mı?”
“Bir kutu Coors olacaktı sanırım. Ama ılık.”
“Olsun.” Glen’in peşinden eve yöneldi. Tel kapıyı açınca bir an duraksayıp uyumakta olan köpeğe döndü. “İyi uykular oğlum. Geldiğine sevindim.”
Glen ile içeri girdiler.
Ama Kojak uyumuyordu.
Birçok canlının ağır -ama ölümcül gölgeyi hissedecek kadar değ' yaralandığında hatırı sayılır miktarda zaman geçirdiği o ara yerde^ Karnında ısı gibi, derin bir kaşıntı vardı; iyileşme kaşıntısı. Glen kaşıyıp yaralarını tekrar açmaması ve mikrop kapmamaları için e uğraşması gerekecekti. Ama bu daha sonra olacaktı. Kojak (kendini b: hâlâ eski ismi olan Koca Steve diye düşündüğü oluyordu) şimdi o ara geye kaymış olmaktan memnundu. Kurtlar Nebraska’da, o Hemin Home adlı küçük kasabadaki köhne evin etrafını mahzunca kokl saldırmıştı. ADAMIN kokusu, ADAMIN hissi onu buraya kadar getir sonra yok olmuştu. Peki nereye gitmişti? Kojak bilmiyordu. Tam o
"oicül ruhlar gibi fırlamıştı. Parlak
Kojak’ın arka ayakları verandanın gölgesine varmışken atıln^^^
hedefleyerek saldırmıştı. Tam o atılırken sıçrayan Kojak,
kurdun ensesine dişlerini geçirmişti. Karnını ısırıp tırmala!
kurt, ensesine dişlerin geçmesiyle az önceki cesaretini kaybed^j-ç ya başlamış, kurtulmaya çalışmıştı. O gerilerken Kojak’m dişiç hızıyla kurdun burnuna geçmiş ve hassas eti parçalanmıştı. j(, çığlık atarcasına uzun bir uluma koyuvermişti. Kojak bırakınca bağırarak kaçmıştı. Başını sağa sola savuruyor, etrafa kan daı saçıyordu. Yakın cinsteki bütün hayvanların sahip olduğu o kal yeteneği, Kojak’a hayvanın düşüncelerini net bir şekilde iletmiş (içimde eşekanları var eşekanlan kafamın içinde e§ekarıl Ardından diğerleri saldırmıştı. Biri sağdan biri soldan biı gibi atılmıştı. Üçüncüsüyse bağırsaklarını deşme niyetiyle hırlayı göstererek alttan dalmıştı. Kojak hızla sağındakine saldırmıştı, saf dışı edip verandanın altına sığınmaktı. Verandanın altına yanına yaklaşmalarını önleyebilirdi. Şimdi verandada yatark sanki ağır çekimde tekrar yaşıyordu: hırıltılar, ulumalar, saldın leler, beynine işleyen ve onu bir tür dövüş makinesine çevirerel ın bir süre fark etmemesine yol açan kan kokusu. Sağdan sî , tek gözü çıkmış, boğazındaki derin yarıktan kanlar fışkını [in peşinden göndermişti. Ama kurt da karşılığında ağır daı işti. Yaraların çoğu yüzeyseldi ama iki tanesi son dere ileştiklerinde geride sert, küçük t harfi gibi kıvrımlı bir iz bin ılı bir köpek olduğunda dahi (Kojak on altı yıl daha yaşadı, leman’m kalan yaşam süresinden çok daha fazlaydı.) ya lerde zonklayıp sızladı. Kendini saldırıdan kurtarıp veran ımıştı. Geriye kalan iki kurttan biri kana susamış bir hal ^e kalkınca Kojak üzerine atılmış, hayvanı yere ya zmı parr-'kurt, huzursuzca inleyere
Bir süre sonra karanlık çökmüş, Nebraska göğünde buğulu bir yarımay belirmişti. Sonuncu kurt ne zaman Kojak’m hırladığını duysa, hayatta ve muhtemelen dövüşmeye hazır olduğunu anlayıp inleyerek uzaklaşmış, gece yarısından bir süre sonra da Kojak’ı orada bırakıp gitmişti. Kojak, sabahın erken saatlerinde bir başka hayvanın varlığını hissetmişti. Bu hayvan onu o kadar ürkütmüştü ki dehşetle inlemişti. Yaratık mısır tarla-sındaydı. Mısırlar arasında yürüyor, onu avlamak için yaklaşıyordu. Kojak titreyerek yatıyor, bu korkunç yaratığın onu bulmasını bekliyordu. Yaratık hem Kurt, hem Adam, hem Göz gibi bir his veriyordu; mısırların içinde, çok yaşlı bir timsah gibi, karanlık bir varlık. Kojak bilinmeyen bir zaman geçip ay battıktan sonra yaratığın gittiğini hissetmişti. Uykuya dalmış, verandanın altında üç gün boyunca yatmıştı. Yattığı yerden sadece acıkıp susadığında ayrılıyordu. Bahçedeki su tulumbasının ağzının alt kısmında daima bir su birikintisi oluyordu. Evde de bol miktarda yemek artığı bulmak mümkündü. Çoğu, Abagail Ana’nın Nick ve yanındakiler için hazırladığı yemekten kalanlardı. Kojak yola devam edebileceğini hissettiğinde nereye gideceğini biliyordu. Bilmesi bir koku sayesinde değildi. Onu yönlendiren, batıda, kendi derin ve ölümcül zamanından çıkan yoğun bir sıcaklık hissiydi. Karnındaki yaralara aldırmadan, çoğunlukla üç ayağ üzerinde yüzlerce kilometre yürümüştü. Ara sıra ADAMIN kokuşum alabilmiş ve doğru yolda olduğunu anlamıştı. Ve işte nihayet varmış! ADAM buradaydı. Burada kurtlar yoktu. Yiyecek vardı. O kara varlık kurdun leş kokusuna sahip, doğru yöne bakarsa kilometrelerce uzakta olsa görebilecek Göz hissi veren Adam orada yoktu. Şimdilik her şey ; lundaydı. Kojak böyle düşünerek (köpekler neredeyse tamamen duyul;
daha da derinlere kaydı ve bu kez gerçek bir uykuya dalarak güzel biı ya görmeye başladı. Çiylerle ıslanmış, karnına değen yoncalar araş tavşan kovalıyordu. İsmi Koca Steve’di. Bu gri ve sonsuz sabahta he tavşan kaynıyordu...
Rüva görürken patileri seğiriyordu.
17 Ağustos 1990 Tarihli Organizasyon Komitesi Toplantısın^^
u toplantı, Larry Undervvood’un Table Mesa bölgesind, Kırk İkinci Cadde üzerinde bulunan evinde gerçekleştirii,-mite üyeleri toplantıya katıldı.
Gündemin ilk konusu. Organizasyon Komitesi üyelerinu ulder Kurulu’na seçilmesi hususuydu.
Fran Goldsmith söz aldı.
Fran: “Hepimizin birden seçilmesinin en iyi ve en ko Abagail Ana’nm desteğini almak olacağı konusunda Stu ile 1 Böylelikle herkes arkadaşını aday göstermeyecek ve her kafa çıkmayacaktı. Ama şimdi başka bir yol düşünmemiz gerek, olmayan hiçbir yöntem önermeyeceğim, zaten hepiniz planı Yine de her birimizi aday gösterecek ve destekleyecd olacağından kesinlikle emin olmalıyız. Birbirimizi aday gös elbette, o şekilde mafya intibaı oluşturabiliriz. Sizi aday göst yecek iki kişi bulamıyorsanız zaten en baştan çekilmeniz di Sue: “Vay! Sinsice Fran.”
Fran: “Evet, biraz.”
Glen: “Tekrar komitenin ahlakı konusuna geliyoruz. |iz için büyüleyici bir konudur, ama önümüzdeki birka Çaldırmayı teklif ediyorum. Özgür Bölge’nin iyiliği için çab ü şüphe yok. Onun için bu gerçeği bilerek şimdilik ko urmayalım.”
Ralph: “Sinirli gibisin Glen.”
Glen: ''Öyleyim. Kabul ediyorum. Ahlak meselesi ü lizi yiyerek geçirdiğimiz süre bile niyetimizin iyiliğine 1 Sue: ‘‘Cehenneme ^iden js^l...”
Mahşer
Glen: “İyi niyetle döşelidir, evet... ve hepimiz niyetimiz hakkında o kadar endişeliyiz ki cennete giden yolda olduğumuz muhakkak.”
Glen daha sonra göndereceğimiz öncüler veya casuslar hakkında konuşmak istediğini, ama bu konunun ayın on dokuzunda tartışılmasını teklif ettiğini söyledi. Stu, ona sebebini sordu.
Glen: “Çünkü on dokuzunda hepimiz burada olmayabiliriz. Biri oylamada dışarıda kalabilir. Uzak bir ihtimal gibi görünse de kalabalık bir grubun bir araya geldiğinde yapabileceklerini önceden kestirmek mümkün değildir. Olabildiğince dikkatli olmalıyız.”
Komite bir dakikalık sessizliğin ardından oylama yaptı ve öncüler ya da casuslar meselesinin ayın on dokuzunda -Kalıcı Kurul olarak- tartışılmasına oybirliğiyle karar verildi.
Stu söz aldı ve Abagail Ana konusunu gündeme getirdi.
Stu: “Bildiğiniz gibi kendince sebeplerle aramızdan ayrıldı. Bıraktığı notta ‘bir süre olmayacağı’ gibi belirsiz bir zaman belirtmiş ve ‘Tanrı isterse’ döneceğini söylemiş. Bunlar pek cesaret verici değil. Üç gündür ekipler kurarak onu arıyoruz, ama ellerimiz boş kaldı. Elbette islemiyorsa onu kolundan tutup zorla getirecek değiliz, ama ya bir tarafım kırmış, çaresizce bir hendekte yatıyorsa? Bu ihtimali göz ardı edemeyiz. Birinci sorun, bütün bu civarı aramaya yetecek kadar adamımızın olmaması. İkincisiyse elektrik santralında da karşı karşıya olduğumuz sorun. Organizasyon eksikliği. Benim teklifim, bu meselenin de Defin Komitesi ve elektrik santralı gibi yarınki büyük toplantının gündem maddeleri arasına alınması. Arama ekiplerinin başına da Harold Lauder’ın getirilmesini öneriyorum. 5onuçta bu onun fikriydi.”
Glen aradan bir hafta geçtiği için arama çalışmalarından pek ümitli ılmadığjnı belirtti. Ne de olsa kayıp kişi, yüz sekiz yaşındaydı. Komite onun a aynı fikirde olduğunu söyledi ve Stu’nun teklifi oybirliğiyle kabul edild [ayıtları mümkün olduğunca dürüst bir şekilde tutmak adına, Harold’a sc umluluk verilmesi fikrine birkaç itiraz olduğunu belirteyim... ama Stu’nı a hatırlattığı gibi, arama fikri en başta Harold’a aitti ve onu ekiplerin başı etirmemek, suratına atılmış bir tokat gibi olurdu.
Nick: “Harold’a itirazımı geri çekiyorum ama endişelerim baki. C an hiç hoşlanmıyorum.”
şıyor/ardı. Ellerine hâkim olarakduraurau. Lucy bir elini
gülümsedi. Larry yüz buruşturmayı andıran bir tebessüm
verdi ve kalbinde annesinin sesini duydu: Sende bir şeyler
Bunu düşünmek paniğe kapılmasına yol açtı. Buradaınj^‘'^j‘ var mıydı, yoksa artık çok mu geçti? Bu yükü üstlenmek
Yargıç Farris’i ölümle sonuçlanabilecek bir göreve göndç
etmişti bile. Oylamada kaybeder ve yerine bir başkası seç^
göndermek için aralarında tekrar oylama yapacaklardı,
yapacaklardı. Ve başkasını göndermeye karar vereceklerdi,
table beni aday gösterdiğinde kalkıp kabul etmediğimi söy^ Kimse beni zorlayamaz değil mi? Çıkmak istersem engel le bir sorumluluğu kim ister yahu?
Wayne Stukey’in çok uzun zaman önce kumsalda söyledjj laklarında çınladı: İnsana alüminyum folyo ısırmak gibi bir his ve, Lucy usulca konuştu. “Merak etme, iyi olacaksın.”
Larry irkildi. “Hı?”
“İyi olacaksın dedim. Değil mi Leo?”
“Ah, evet,” dedi Leo başını sallayarak. Gözleri, beyni k büyüklüğünü algılayamıyormuş gibi insanların üzerinden b ayrılmamıştı. “İyi.”
Anlamıyorsunuz, aptallar, diye düşündü Larry. Elimi tu ama yanlış bir kararla ikinizi birden öldürebileceğimi anlat Yargıç Farris’i ölümüne göndermek üzereyim ve o dakahrolas destekleyecek. Rezalet. Boğazından hafif bir ses yükseldi.
“Bir şey mi dedin?” diye sordu Lucy.
“Hayır.”
O sırada, Brad Kitchner ve ekibinden bir bölümün elek) dan getirip kurduğu Honda jeneratör sayesinde yanan acil rının keskin parlaklığı altında son derece canlı görünen kır ter ve kot pantolon giymiş olan Stu podyuma doğru yürü Kalabalığın içinde bir yerde biri alkış başlattı ve Larry’niı başlatan kişinin topluluk yönetimi sanatı konusundaki k<
Mahşer
önemli değildi. Tek tük alkışlar, kısa süre içinde yayılıp gök gürültüsüne dönüşmüştü. Kürsüye varmış olan Stu’nun yüzünde komik bir şaşkınlık ifadesi vardı. Alkışlara tezahüratlar ve ıslıklar eklendi.
Sonra içerideki herkes ayağa kalktı, alkışların gürültüsü sağanak yağmur bolu kiralık evler sesi kıvamına geldi ve insanlar, "Bravo! Bravo!” diye bağırmaya başladı. Stu ellerini kaldırdı ama kalabalığın susmaya niyeti yoktu; bilakis gürültü iki kat ma çıktı. Larry gözuct ylaLucy’ye bakınca kadının dudaklarının titrek ama muzaffer bir gülümsemeyle kıvrıldığını ve gözlerini Stu’ya dikmiş halde coşkuyla alkışlamakta olduğunu gördü. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Diğer yanındaki Leo öyle bir hararetle alkışlıyordu ki Larry bu hızda giderse bir süre sonra ellerinin şişebileceğin! düşündü. Coşkusunun yoğunluğu, Leo’nun yakın zamanda tekrar kazandığı kelime dağarcığım, İngilizceyi ikinci dil olarak öğrenmiş kişilerde bazen görüldüğü gibi yok etti. Tek yapabildiği neşeyle öter gibi sesler çıkarmaktı.
Brad ve Ralph aynı zamanda basit bir ses sistemi kurmuştu. Stu mikrofona üfleyip konuştu. “Bayanlar baylar...”bolu kiralık evler sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder